Mahremiyet bizim için elzemdir. Hamdi Baba iyidir, hoştur. Garibanın dostu, zalimin celladıdır. Ama her yiğidin bir şekerli yanı var. Bunu böyle bilip böyle kabul edeceksin. Babanın da şekerlisi Cantekin.
ÖYKÜ KÖŞESİNDEN…
MUTFAKTA MAHREMİYET
-Cantekin’i getirin bana! Cantekin, nerdesin? Aman başım kazan. Sinir katsayım tavan. Hâlâ bulamadınız mı? Nerede ulan Cantekin?
-Hamdi Baba, sakin ol. Bak tansiyonun zıpladı yine.
-Zıplatmayın o zaman oğlum. Cantekin’i bulun bana.
Hah Cantekin’im, burada mısın oğlum. Gel yavrum, gel kuzum. Nerelere saklandın sen yine, yaramaz!
***
-Bak koçum, sen yenisin. Bazı şeyleri bilmen lazım. Mahremiyet bizim için elzemdir. Hamdi Baba iyidir, hoştur. Garibanın dostu, zalimin celladıdır. Ama her yiğidin bir şekerli yanı var. Bunu böyle bilip böyle kabul edeceksin. Babanın da şekerlisi Cantekin. Onu andı mı, iki elin kanda olsa koşup getireceksin. Geç kalırsan Baba kanını yerde komaz; kendi içer.
-Cantekin, şu aklı kıta oğlan mı abi?
-He, odur. Aman sen Baba’nın yanında kıt mıt demeyesin. Çayına kıtlama olursun sonra…
Sokaklardan toplamış bu oğlanı zamanında. Hem kimsesiz hem saftır gariban. Bir vakitler bir yurda, yuvaya yerleştirmeye çalışmış. Ama oğlan durmaz; kaçı kaçıverirmiş sokaklara. Baktı olmayacak, himayesine almış. Gel zaman git zaman Cantekin’in cüssesi büyüyüp devleşmiş, fakat aklı yerinde saymış. Aklından kime ne! Bir görenin dudağı uçuk atar. Hamdi Baba’ya da böylesi gerekmiş zaten. Derken sağ kolu, baş fedaisi olup çıkmış. Bu alemde fedai şart! Beyoğlu’nun göbeğinde kolay mı? Haraççısı gelir, mezatçısı gider… Anlayacağın zor işler. Ama senlik bir şey yok. Halkla ilişkiler bizde. Senin işin, temiz iş.
-Temiz iş derken? Nasıl temiz? Çetin abi, ben bu işleri bilmem abi. Elim silah tutmaz benim. Bana göre iş yok herhalde burda, ben gideyim.
-Ne silahı Zekai? Kimde var silah?
-Cantekin’de var abi. Belinde taşıyordu. Girerken bana doğrulttu. Şeceremi aldı ayaküstü. Deli meli, kime sıkacağı belli olmaz. Ben bilemedim abi sizi. Boş bulundum da girdim içeri. İş var diye. Neyse, kusuruma bakmayın artık. Hamdi Baba’ya da hörmetlerimi sunarım. Tanıştığımıza çok mesut, bahtiyar…
-Hop Zekai, nereye? Senin kafan güzel mi? Çok mu Yeşilçam izledin oğlum sen? Bak etrafına bi’ Zekai. Neresi burası?
-Kebapçı abi
-Tabelada ne yazıyor?
-Hamdi Baba’nın Yeri
-Camda ne asılı?
-Bulaşıkçı aranıyor.
-Gir mutfağa. Hah, ne görüyorsun?
-Hamdi Baba’yla Cantekin’i
-N’apıyorlar koçum?
-Hamur oynuyorlar, abi.
-Neymiş Zekai? Bazen şefler de bunalırmış. Görüyor musun şu kalabalığı. Adam ocak başında sabah beri… Nasıl stres atacak bu garibim?
Mutfak bizim mahremimiz. Alemde, koca göbekli Hamdi Baba evlatlığıyla güle oynaya hamur oynuyor dedirtmeyiz. Sen de gördün, bildin. Artık burdan çıkamazsın koçum. Geç işinin başına. Kap eldivenleri. Aha bu da prilin. Ben de masaları bi’ gezeyim. Hadi…
-Abi, Çetin abi, Cantekin! Yapma, deli! Vuracak beni! Ah, yandım anam…
-Ha ha ha lan Zekai, ha ha! Kalk oğlum yerden. Oyuncak o, oyuncak. Su tabancasıyla devrildi ya adam… Hamdi Babaaa!
-Söyle koçum.
-Bi’ aklı evvel daha katıldı aramıza.
©Gül Sunu. 20.06.2026

Bir Cevap Yazın