Sen bilemezsin tabii, o sesin nasıl çağırdığını. Ufka bakarsın, sakindir. Ilık ılık bir rüzgâr vurur yüzüne. Bakarsın, tatlı tatlı foşurtular. Bakarsın, fısır fısır fısıldar. “Gel,” der mütemadiyen. Sadece, “gel,” der. Öyle de tatlı der ki…
ÖYKÜ KÖŞESİNDEN…
MADEM ÖLDÜN, NEDEN DÖNDÜN?
İnan ki önceden planlamamıştım. Zaten nasıl planlanır ki bu? Her şey aniden gelişti. Hem aniden hem zamanla diyeceğim, şaşıracaksın. Adım adım sen yaklaştırdın beni fırtınaya. Şimdi seni suçladığımı sanma sakın! “Neden öldün?” dedin ya, anlatıyorum işte.
Aslında o gün açılmamalıydım. Hem de bir başıma. Hava patladı patlayacaktı, biliyordum. O kadar toy değiliz değiliz de… Şeytan mı dürttü üç harfliler mi üfürdü anlamadım, en azından bir gece olsun kaçmak istedim senden. Kalsaydım belliydi, yemekten önce fırtınayı koparacaktın. Yine aç yatacaktım. Huyun kurusun diyeceğim, dilim varmıyor gördüklerimden sonra. Hep de karnım açken koparırdın fırtınayı, yalan mı? Ne olmuş Katya Hanım’ın evine balık götürdüysem? Kapıdan içeri adımımı atmadım. Fakat kime anlatırsın? Yiyecektin başımın etini, sen doyacaktın ben yine aç… Kadıncağız peşin vermişti parasını, eve dönerken üç kilo bırakıver bana, demişti. Yolumun üstü, “Yok,” mu deseydim? “Hanım koparır fırtınayı, balığını kendin taşı,” mı deseydim? O kadar da hanım köylü değilim! Değil mi?..
Gece fırtınanın kalbinde dank etti kafama. Yaklaşan dalgaları gözlüyordum. Üç harfliler vurdu herhâlde, “Atla Şaban, atla!” dedi birileri. Sen bilemezsin tabii, o sesin nasıl çağırdığını. Bir kere açılmadın ki benimle… Ufka bakarsın, sakindir. Ilık ılık bir rüzgâr vurur yüzüne. Bakarsın, tatlı tatlı foşurtular. Bakarsın, fısır fısır fısıldar. “Gel,” der mütemadiyen. Sadece, “gel,” der. Öyle de tatlı der ki… “Gel… Gel….”
Yalnız çıkılmaz denize. Tayfadan birileri çağrıya kapılacak gibi olduğunu görünce ensene bi’ şaplakla seni kendine getirir. Her balıkçı bilir, “Deniz çağırdı filancayı, bi’ çay koy da kendine gelsin,” der, çekip kurtarır seni.
O gece de deniz çağırdı işte. Fakat sakin değildi. “Gel,” demekle yetinmedi. Dile geldi resmen. Kulak verdim, bayağı bayağı “Atla,” diyor bana. Bir çay veren de yok ki. Tutuldum sese, kapıldım gidiyorum. Hâkim olamıyorum kendime. Son bir güç buldum da o notu yazdım sana. Merakta kalmanı istemedim.
“Ben öldüm Fatma, beni arama!”
Sormakta haklısın tabii. Madem öldüm, neden döndüm?.. Ölümün de hayırlısı be hatun. Öbür tarafta bir huriler var ki düşman başına. Valentina, Sonya, Nina… Senin fırtınana kurban olayım. Tayfunlarda savruldum, boranlar yedim, poyraza tutuldum. Kasırgalardan geçtim de döndüm Fatma’m. Hani hep derdin ya, “Bildiğin bok bilmediğin baldan tatlıdır,” diye…
Ben seni bilirim sen de beni… Fırtına’m, gel affet beni! Dönmek için, ölmek gerekmiş.
©Gül Sunu. 23.08.2026

Bir Cevap Yazın