Kategori: OKUR İZİ KÖŞESİ

  • OKUR İZİ KÖŞESİ

    OKUR İZİ KÖŞESİ

    KELİMELERİN EFENDİSİ

    YEŞİM YÖRÜK

    Sıradan kitap incelemelerini bir kenara bırakalım.

    Okur İzi’nde kurgudan gerçeğe bir iz sürme macerasına var mısınız?

    Meselemiz, okuduklarımızdan bize kalan iz…

    FERİDE: BİR TOPRAK KIZI


    FERİDE: BİR TOPRAK KIZI

    İşte karşımızda sekiz bölümlük bir polisiye dizi senaryosu! Sahibinden, masrafsız, montajsız bir hikâye. Oyuncular da tam kadro. Işığı yak, kostümü seç, kamera… Buyurun size Yeşim Yörük’ten dayalı döşeli bir set.

    Kelimelerin Efendisi okurken dizi izler gibi hissetmemek mümkün değil. Detaylı tasvirler, büyük büyük anlatımlar olmamasına rağmen zihnimde ambiyans hiç zorlanmadan oluştu. Ortam ve senaryo tanıtımı yapmamı benden beklemeyin. Benim zihnim, benim setim. Başkaları da okusun, kendi setini kendi yaratsın canım. 

    En güzeli bu değil mi zaten? Yıllarca dünya klasikleri okurken neler çektik biz. Karakterin eteğindeki fırfırdan, yakasındaki fistolara kadar; odanın içindeki sandalyenin her bir bacağının vernik detayı, gösterişli balo salonunun tavanından sarkan devasa avizenin saçtığı ışığın ortamda kırılması…
    Derken çok sonraları öğrendim ki, o kült yazarlarımız yazdıkları sayfa başına ücret alırlarmış.  Yazdılar da fena mı oldu? Olmadı tabii, onun da tadı, zevki başkaydı. İyi ki de yazmışlar, o ayrı. Ama bugün tek değerli edebiyatın o dönemin edebiyatı olmadığını artık biliyoruz. Çağlar boyunca dünya değişirken, edebi ölçütler yerinde sayacak değildi ya. Şimdilerde camiada, az kelime-çok anlam düstur edinilmiş. Ben buna da katılmıyorum. Bi’ rahat bırakın şu yazarları canım! Yazar kişisi, dilediğini, dilediği gibi yazsın. Okursun okumazsın o sana kalmış.

    Kelimelerin Efendisi de yazarın özgürce, dilediği gibi kalem oynattığı bir eser. İstediğini anlatmış, gerisi bana kalmış. Misal Feride’nin gözünün rengini, saçının boyunu bilmiyorum. Nasıl giyinir? Tombik mi yoksa fit midir? Kime nesi! Benim Feride’m uzun koyu saçlı, kahve gözlü. Hafif balık etli ama orantılı almış, yakışıyor. Gardırobunda siyah ve lacivert baskın. Az gülüyor, güldüğünde de olsa olsa içten bir tebessüm. Ağırbaşlı ve oturaklı. Büyüklerine saygıda küçüklerine sevgide kusur etmiyor. Kızına düşkün bir anne ve sapasağlam ayakta duran  yalnız bir kadın. Bir yandan eski kocasının olmamışlıklarıyla uğraşırken bir yandan meslek hayatında tam bir profesyonel.  Tam bizim toprakların kızı. Tahminim oğlak burcu olabilir. Belki başak… Fakat muhakkak toprak.

    Kusursuz mu? Asla! Yanlış kişilere anlatmaması gereken detaylar verdiği bir sahne gözümden kaçmadı. Herkes gibi onun da boş bulunduğu, basiretinin bağlandığı anlar var. Ha böyle çizilmiş bir karakter bu yanlışı yapmaz demeyin. Feride’den beklemez miydiniz? Ne o, yoksa siz her zaman kendinizden bekleneni mi yapıyorsunuz?

    Feride’de kendimi buldum diyemem. O başka, ben başkaydı. Ama yıllanmış bir can dostumla ne kadar da benziyordu. Kanımca karakterde kendimizi bulmak zorunda değiliz. İyi yazılmış bir karakter illaki yakın veya uzak çevremizden, sevdiğimiz veya haz etmediğimiz birini anımsatıyorsa, o karakter ‘olmuştur.’ 

    Sen olmuşsun Feride. Çaresizliğin çok aşina. Verdiğin savaşlar da tanıdık; savaş meydanında düşüşler de. Yeniden kalkışların bana “İşte benim kızım Feride, yürü be kızım!” dedirtti. Vazgeçişlerinle bizdensin. Yeniden sevişlerin de bizden. “Çalıkuşu” gibisin. O da hatalar yaptı, o da düştü o da kalktı. İki Feride’ye de buradan selam olsun.

    OKUR İZİ: Feridecik, boş boğazlık ettiğin o sahnede bile arkandayım. Arada olur öyle, çok takma. Kimse mükemmel değil. Kimse mükemmel olmasın. Ha bu arada, Çalıkuşu Feride ile bir akrabalığın var mı?

    ©Gül Sunu

    Düşüncelerinizi yorum kısmında benimle paylaşmak ister misiniz?