Etiket: #öykü #hikaye #mikroöykü #edebiyat #ruh #beden #uyku #rüya

  • RUH TERÖRÜ

    RUH TERÖRÜ

    Uyumak ölüm mü?Uyumak yaşam mı?

    Yoksa bir sınır mı? Herkesin aşamadığı…

    Ruh terörü, sınırda bir gerçeklik hikayesi…

    ©Gül Sunu, 2025. Tüm hakları saklıdır.


    RUH TERÖRÜ

    BÖLÜM 1

    Şakir gerinerek sağına yuvarlandı. Biraz mesanesinin sıkıştırması, biraz da karısının sıcak tenine değmesiyle gözleri aralandı.

    Her kıpırtıda birbirlerine değsinler diye almışlardı zaten bu tekten bozma çift kişilik yatağı.

    Uykudaki kadının huzurlu nefesini yüzünde hissetti önce. Uzak bir esinti gibiydi.

    Yüzünü bir karış mesafeye kadar yaklaştırdı, soluğunun sesini dinledi. Sakin ve düzenliydi.

    — Çok şükür!

    Kirpiklerinin dipten uca kıvrımına daldı. Solgun yüzünde tatlı bir tebessüm, iki elini göğsünde kenetlemiş, dizlerini göğsüne çekmişti. Uyurken bebek gibiydi.

    — İyi olacaksın Deniz. İyi olacağız bebeğim.

    Karısını aylardır yıpratan illetten _hekim bu illete uyku terörü demişti_ artık kurtulacaklarına inanıyordu. Değil mi ki doktora gitmeye, verdiği ilacı içmeye ikna olmuştu; artık o sıçramalar, kalp çarpıntıları, gecenin vakitli vakitsiz anlarında dehşet içinde uyanışlar son bulacaktı kuşkusuz.

    Hafifçe kıpırdayan dudaklarını, titreyen göz kapaklarını şefkatle izledi.

    — Keşke, diye mırıldandı, keşke kazadan hemen sonra ikna edebilseydim.

    Kendini suçluyordu. Kolundan tutup sürüklemeliydi gerekirse. Hatta gerekirse…

    Gözü komodinin üzerindeki ilaca çarptı; bir tableti eksik, göz hizasına özenle denkleştirilmiş. Sözünü tutmuş Deniz; ilacını içmiş. Kanıtını da baş köşeye yerleştirmiş.

    — Çocuk, dedi gülerek.

    Mesanesinin baskısına daha fazla dayanamadı. Deniz’in burnunu usulca öptü ve yavaşça kalkıp terliklerini giymeden tuvalete yöneldi. Adımları pamuk gibiydi. Ses olmasın, çocuk uyanmasın diye…

    BÖLÜM 2

    Odaya girerken kapıyı yavaşça araladı. Hafif adımlarla yatağa yönelmesiyle, hayal kırıklığının bir taş gibi göğsüne çöreklenmesi bir oldu.

    Deniz’in gözleri sımsıkı yumulu, dudak kenarları gerilmiş, bir şeyler fısıldıyor. Kaşlarının arasındaki yol iyice ortaya çıkmış. Başı yastığa gömülü, çenesi dik ve dişleri neredeyse kırılacak. Bacakları işkenceden kaçan uzuvlar gibi çırpınıyor. Kolları gövdesinden kopup etrafa fırlayacak!

    Şakir bir müddet öylece donup kaldı. Böyle bir sahneyi sadece cin çıkarma filmlerinde görmüştü.

    İlk anın şokundan sıyrılıp uçar adımlarla karısının yanına attı kendini.

    — Deniz! Deniz, kendine gel n’olur!

    İlacın ilk günü… Yan etki mi? Belki şu terör illetinden…

    Hep böyle oluyor belki. Sıçrayarak uyanmadan önce…

    Ben hep sıçramasına uyanıyorum. Öncesini hiç görmedim ki.

    Ya yan etkiyse? Ya ilaç…

    Çırpınan beden sayıkladı:

    — Ayak sesleri… Geliyorlar… Yaklaştı, geliyorlar…

    Şakir korku ve panik duygusuna daha fazla karşı koyamayıp bedeni sarsan bir tokatla karısını uyandırdı.

    Ya da karısı sandığını…

    BÖLÜM 3

    Deniz küçük kıza sevecen bakışlarla cevap veriyordu:

    — Tamam kızım, yarın denize gideriz olur mu? Ama bugünlük bu kadar.

    — Su savaşı yaparız değil mi annecim?

    — Yaparız tabii bebeğim.

    Kız, Deniz’in eline sıkıca yapışmış, koridorda zıplaya zıplaya annesine türlü cilveler yapıyordu.

    Birden duraklayıp yatak odasını işaret etti.

    — Annecim bak, ışık sızıyor.

    Minik kulaklarını kabartıp ekledi:

    — Sesler de geliyor? Babamın sesi!

    — Rüya! Dur, bekle kızım. Rüya, anlaşmıştık ama… Elimi bırakmak yoktu hani! Odaya ilk ben girmeliyim, Rüya! Kızım dur, sürükleme beni!

    Rüya, duyduğu sesin sevinciyle annesinin elinden kurtulup koşarak yatak odasına daldı.

    Olduğu yerde kalakaldı ve arkasını dönüp annesine baktı.

    — Rüya, daha önce neler oldu biliyorsun! Elimi bırakmak yok dedim sana!

    Deniz, elinden kurtulan kızının peşinden adeta uçarak oda kapısına varmıştı.

    Gördükleri manzara ikisi için de bir ilkti.

    Rüya’nın sesiyle irkilip kendine geldi. 

    — Anne, gözlerin açık!

    Beden uyanıktı…

    BÖLÜM 4

    Bedenin gözleri yuvalarından uğramış, tavana dikili.

    Yanı başında yüzüne çıldırmışçasına bakan bir adam. Uğuldar gibi sesleniyor:

    — Deniz, Deniz, yüzüme bak, iyi misin?

    Tanıyor; kocası. Tanıyor sadece.

    Belleğinde kaydedilmiş bilgilerden herhangi biri.

    Elini tutuyor adam. Isıyı hissediyor. Yüzü terden nemli. Adam korkmuş. Parmakları hafifçe titriyor.

    Şu kapıdaki iki siluet… Biri uzun, biri oldukça kısa; çocuk galiba. Işıklar içinde karşısında dikiliyorlar.

    Yüzleri bembeyaz, suretleri seçilmiyor. Belki de yüzleri yok.

    Beden değiller ya da bitki hiç değil.

    Kimdir bunlar? Yoksa nedir diye mi sormalı?

    Bir tuhaflık var bu işte ama korkmuyor. Sahi, neden korkmuyor? Korku diye bir duygu vardı. Tam da şu anda, burada korkmalıydı.

    Duygu vardı evet; çeşit çeşit. Nerede onlar?

    Vücudunu sarmalayan adamın kokusu var, sesi var. Hissettiği ısısı var bir de. Sıcaklık derdi eskiden.

    Ama bu salt ısı. Termometreyle ölçülen bir değerden ibaret.  Tanıyor adamı. O kadar. Sevgi vardı, nerede o? Bellekteki bir bilgiden ibaret.

    Şu iki siluet aralarında konuşuyorlar. Ya da bir çeşit iletişim kuruyorlar. Uzun olan yatağa yaklaşıyor. Yaklaşıyor… Üstüne üstüne yürüyor sanki.

    Korku vardı eskiden? Nerede o?

    BÖLÜM 5

    Deniz, Rüya’nın boy hizasına eğilip sert bir anne gibi görünmeye çalışarak kıyamadığı kızını azarlamayı denedi.

    Rüya da annesine kıyamadığından korkmuş gibi yapıp dinledi.

    — Beni iyi dinle küçük hanım. Bak, beni oyuna tutuyorsun, her gece senin yüzünden ucu ucuna yetişiyorum.

    Ben istemez miyim seninle kalmayı. Ama biliyorsun bebeğim, çağrıya yetişmem lâzım.

    Gördün mü ne kadar geç kaldım. Baban ne kadar korkmuş, gördün mü?

    — Özür dilerim annecim.

    — Özür dileme, bir daha da beni oyuna tutma. Senin yüzünden teröriste çıktı adım.

    — Peki, oyalamam. Yarın denize götüreceksin ama, söz verdin.

    — Tamam, sözüm söz. Ama hadi şimdi dön bakalım yerine.Yolu biliyorsun. Yarına kadar uyu, dinlen. Rüyanda beni gör bebeğim.

    Deniz kızının arkasından el sallayıp Rüya’sını yolcu ettikten sonra yatağa çevirdi başını.

    İncitmeden bedene yaklaştı. Usulca yanaştı ve eğildi. Birleşmeden önce kulağına merhametle fısıldadı:

    — Geç kaldım, özür dilerim. Bu sondu. Bir daha olmayacak!

    Ruh bedenle birleşti.Onsuz beden bir hiçti.

    ©Gül Sunu, 2025.

    Düşüncelerinizi yorum kısmında benimle paylaşmak ister misiniz?