Etiket: masalsı hikaye

  • RESSAMIN SÖZÜ

    RESSAMIN SÖZÜ

    Kısa öykü, masalsı bir hikaye

    Güz Sonu Hikayeleri

    7–10 dakika

    © [Gül Sunu] [2025]. Tüm hakları saklıdır.


    Ressam, karısı Refika’nın her kavgadan sonra kaçışlarına alışkın… Fakat Refika bu sefer fazla ileri gitti ve olmayacak bir yere girdi. Ressamın tuvaline… Ressam karısını ikna edebilecek mi? Satılmak üzere olan tablodan karısını çekip çıkarabilecek mi?


    RESSAMIN SÖZÜ

    Ressam, yarım yamalak uykusundan yorgun argın uyanıp alelacele giyinmeye başladı. Teslimat günü bugündü. “Bu iş hemen bitmeli; Refika artık ikna olmalı” dedi giyinirken. Zamanı da sabrı da kalmamıştı. Günler öncesinden Bay Tacir bir çırpıda avucuna çil çil altını saymıştı. Ticaretin kuralı basit: Bugün ya tablo teslim edilecek ya altınlar geri verilecek. Peki, Refika çıkmazsa tablodan, ne diyecekti müşteriye? “Kusura bakmayın üstadım. Karım beni terk etti, tabloya taşınmaya karar verdi. Satılmasın diye ne suikastlar eserime, bir görseniz. Ben maviye boyarım, o sarıyı çalar üstüne. Eşyaları dizerim bir nizam, sanki kendi evi; bozar bozar bir daha dizer. Bir müddet daha verseniz de ikna etsem huysuz karımı” mı diyecekti? Verebileceği makul bir cevap arıyordu, bulamadıkça midesine kramplar giriyordu.

    Günlerdir kadın “Çıkmam, yerim rahat” diye tutturdu. Ressam önce sayıp sövmüş, baktı ki olmuyor tatlı dile dönmüştü. Ne çare, bir türlü Refika vazgeçmiyordu. “Ne zaman anladı ki tatlı dilden” diye söylenip, öfkesini tepesine, hırkasını sırtına atıp, evden bir hışımla çıktı ve atölyeye koşar adım yürümeye başladı. Vardığında belki yüzüne kara çalmakla korkuturum diye düşünüp fırçasına siyah boyasından bolca aldı. Paletini bir silah gibi kuşanıp eline taktı, tuvalden kara örtüyü kaldırdı:

    Refika, uyan çabuk! Refika bana bak!

    Refika hiç oralı değil. İlla yalvartırdı Ressam’ı. Birkaç tekrarla ancak umarsız gözlerini araladı.

    Bay Ressam hoş geldiniz. Ah bilseniz, ne güzel uyunuyor sizsiz.”  Dudağının sağ kıvrımına o alaycı gülümseyişini de yerleştirmeyi ihmal etmedi.

    Refika, beni batırmaya mı niyet ettin? Ne olur söyle, ne istiyorsun benden? Neden çıkmıyorsun dışarı?

    Refika cevap vermedi. Günler geçtikçe o alaycı bakışı yavaş yavaş sönüyor, bakışlarını hüzün kaplıyordu. Kocası neden tabloya taşındığını gerçekten de anlamıyordu. Geçimsizliğine katlanmıştı da, vefasızlığına dayanamıyordu. Hele bu son yaptığını bir türlü affedemiyordu.

    Tablonun resmedildiği gün, henüz genç ve âşık çiftin ahitleştiği gündü aslında. Refika o gün bir tabure üstünde oturmuş tezgahının başında biblolarını boyarken, Ressam tüm gün karısını ve karısının çevresindeki ‘ayrıntıları’ çizmişti. O günlerde öyle diyordu adam, “her şey sensin, gerisi ayrıntı…” Refika minik heykellerine ve rengarenk boyalarına öylesine dalmıştı ki, kocasının neyle uğraştığını uzun bir süre fark edememişti bile.

    Ressam renklendirmeye geçmeden önce tuvalin yanına çağırmıştı refikasını. Kadın solgun tuvale bir göz attı, sevdiğinin boynuna sarılıp, “Henüz bitmemiş sanki” dedi. Ressam gülümseyerek karısının belini sardı, “En eğlenceli kısmını sana bıraktım Refika’m. Haydi seç!” dedi.

    Gece boyu Refika renkleri seçti, kardı, yeni tonlar yarattı; Ressam boyadı, lafını ikiletmedi. Her renk seçimini karısının emri olarak telakki etti ve her emirden sonra, bir kızıl buse verdi karısına.

    Refika üstündeki yaprak yeşili kıyafetini neden beyaza boyattı, elindeki biblosunu aslında sarıya boyamış olduğu halde, neden tabloda maviyi seçti; Ressam hiç sormadı, karar onundu. Sabaha karşı ortak eserleri tamamlanınca, âşık adam Refika’nın kulağına sözler fısıldadı: Aşk sözleri. Yetmedi; yeminleri, vaatleri ardı ardına sıraladı. Söz aşkının ispatına gelince, “Bu atölyeyi satarım da bu tabloyu aslademişti ve büyük bir kararlılıkla ‘eserin adını‘ Refika’sına ilan etmişti. Belki yazılsa kalırdı da, sözler uçup gitti.

    Refika’nın tabloya taşınmasından önceki hafta, Bay Tacir’in âni ve bir o kadar da cazip teklifine Ressam hayır diyememişti:

    1000 altın mı? Tabii ki satılıktı eser, ne demek? Bay Tacir geri çevrilir mi hiç?

    “Her zaman başımızın üstünde yeriniz var efendim. Efendim? 1 hafta sonra şehri terk edeceksiniz demek? Tabii ki yolculuğunuza kadar burada muhafaza ederim. Nasıl? Olur mu efendim, başkasına satar mıyız hiç? Söz sözdür bizde. Şimdi hemen mi? Ne acelesi vardı Bay Tacir, ödeme sonra da alınır. Peki madem ısrar ediyorsunuz. Yok efendim asla, hemen teşhirden indiriyorum, kimseler görmeyecek emin olun. 1 hafta sonra güzel bir pakette teslim edeceğim size.

    Ressam bu alışverişinde bir kez olsun dönüp de baksaydı resimdeki refikasına, belki vazgeçebilirdi. Çoğu zaman bakardı ya, bu kez altınların şıngırtısı aklını başından almıştı. Sefaleti tattığından beri, Ressam için sanat, ne toplum ne de sanat içindi. Artık sanat para içindi. En çok da bu yüzden didişirlerdi ya.

    Akşamına Refika konuyu açtı. Tacirle kocasının konuşmasını duymuştu ve bu satışı kabul edemezdi. Ressamın yıllar önceki sözünü yüzüne çarpmadı. ‘Unutmamak; _diyelim bir gaflet unuttuysa da_ hatırlamak’ Ressam’a düşerdi. Ama hatırlatma görevini sessizce yüklenmekte de bir sakınca görmedi. Kadınların şu ‘bil bakalım neye küstüm‘ oyununa girişti:

    -Hatırlıyor musun Bay Ressam, ne unutulmaz bir gündü o. Tüm gün ayrılmamıştın tuval başından. Bıkmadan usanmadan beni çizmiştin.

    -Hatırlamaz mıyım Refikam? Kendini biblolara vermiştin; etrafı görmüyordun. Oysa sen bir biblo gibiydin o halinle. Uzun süre seni çizdiğimi fark etmemiştin bile. Sıra renklere gelince sana bırakmak istemiştim.

    -Bırakmıştın gerçekten de. Hem de sanatına kimseleri karıştırmayan sen, bana güvenmiştin.

    -İyi ki güvenmişim. Bak, o güven şimdi hayatımızı kurtarıyor. Hem borçlarımızı kapatacağız hem de üstüne fazlası kalıyor. Dile benden ne dilersen sevgili Refikam.

    Refika “ruhsuz adam” diye geçirdi içinden. “Ben ne diyorum o ne diyor.” Bir umut denemeye devam etti.

    -Yıllardır neden satmadınız Bay Ressam? Kıyamadınız mı yoksa tablonun içindeki refikanıza?

    Refika, içindeki öfkeyi gizlemeye çalışarak ve ‘işte sana büyük ipucu‘ dercesine soran gözlerle bekledi cevabı. O muzip gülüşünü takındı, dudağını hafifçe kıvırdı. Yüzünü ressama iyice yaklaştırmış, gözlerini gözlerine dikmişti. Hafif bir rahatsızlık hissetti Ressam. Sizli bizli sohbetler Refika’nın gizli öfkesiydi. Acaba bir şey mi atlamıştı? Herhalde sana kıyamadım demem gerekiyor diye düşündü. Ne de olsa yıllar var ki ne düşünmesi gerektiğini refikasından öğreniyordu.

    -Sana kıyamadım Refika. Kıyılır mı hiç sana?

    Doğru cevap olup olmadığı şimdi anlaşılacaktı. Refika’ya çekinerek baktı ve olay patladı.

    -Tanrı cezanızı versin Bay Ressam. Dilerim son satışınız olur.

    Ressam anladı ki doğru cevap bu değil. Ya ne olmalı?

    Refika hem sana kıyamadım hem deee” diye geveledi Ressam, bir türlü anlamıyordu ki bu çıkışın sebebini. Ne demeliydi? _Yardım et Refika. Böyle durumlarda ne demem gerektiğini hep sen söylersin. Ben nerden bileyim? _

    -Refikam, eğer Tacir’e ortak eserimiz olduğunu söylemediğim için darıldıysan, unuttum, affet beni. İki sanatçılı bir eser oldugunu Tacir’e bildireceğim. Hadi istersen şimdi gidip tabloya beraber imzamızı atalım. diyebildi.

    Refika artık öfkesini saklamaya çalışmıyordu. O biblo kadın dişlerini sıkarak, tükürükler saçarak Ressam’ın yüzüne “Satamayacaksın” dedi, “Tabloyu satmak için önce beni satman lazım.” Refika paltosunu kaptığı gibi fırladı evden, arkasından Ressam söylendi: “O ne biçim laf, nereye gidiyorsun Refika? İyice zıvanadan çıktın. Refika, gel buraya.”

    Koşar adım atölyeye daldı kadın ve yol boyu takipteki ressamın yüzüne çalışma odasının kapısını çarptı. Ressam biraz olsun rahatladı, kaça kaça atölyeye kaçmıştı. Kapının ardında hala söylenen refikasının “Satamayacaksın Bay ressam, satamayacaksın!” çığlıklarını duyuyordu. Kaybedeceği altınların şıkır şıkır sesi yankılandı zihninde. Bu çılgın kadın ya tabloya bir zarar verirse? Korkusunu ve öfkesini kapının ardından haykırdı.

    Refika, deli kadın aç şu kapıyı. Tabloya bir şey yaparsan gözüme gözükme. Bir daha da eve dönme“.

    Hiç cevap gelmeyince bir parça Refika için bir parça da altınlar için endişelenmeye başladı; bir omuz iki tekme daldı içeriye. O da ne? Kadının üstünde ne var ne yoksa yerde buldu. Kara örtü tuvalden sıyrılmış. Oda boş, Refika kuş olup uçmuş sanki. Derken bir kıpırtı hissetti, tuvale yaklaşıp hareketi izledi.

    Refika, ne arıyorsun orada? diyebildi.

    Refika oralı olmayınca, başladı söylenmeye.

    Olacak iş mi? İnsan hiç evden kaçıp tabloya yerleşir mi? Başkalarının refikası kavga eder, babasının evine kaçar, bizimki tuvale. Refika, sen tam bir delisin. Ama suç bende. Tabii ki bende. Seni bu işe ben alıştırdım. Ama sen de abarttın, kabul et. Kafan attıkça yapamazsın bunu Refika. Refika, sana söylüyorum. İstediğin zaman beni bırakamazsın. Duyuyor musun?”

     Refika ise halinden memnun, gençliğine dönmüş, bağdaş kurmuş, tezgâhının başında, bir hayranlıkla inceliyor boyalarını. Eski dostlarla buluşmanın hazzını yaşıyor. Renkleriyle hasbihal ediyor. Kısa bir süre düşündü ve birinde karar kıldı. Elindeki fırçasını gök mavisine daldırdı. Muzip gülüşüyle yan gözle bir bakış attı ve tekrarladı.

    Satamayacaksınız demiştim Bay Ressam.

    Çıldırdın mı Refika? Hey, ne yapıyorsun? Bırak elindekileri. Benim boyalarımı bana sormadan harcayamazsın böyle.

    Gerçekte benim boyalarım Bay Ressam. Hatırla, gerçekte benim.” Refika’nın cevabı adamın aklını karıştırdı.

    Refika’yı ikna çabalarıyla günler çabuk geçti ve teslimat günü geldi. Ressam öfkeden ve uykusuzluktan çakmak çakmak kızarmış gözlerle “Refika” diye haykırdı, “Refika, vaktim kalmadı, Bay Tacir gelmek üzeredir. Söyle bana, derdin ne?” Tehditkarca, elindeki karayı gösterip derdin ne diyerek sallıyordu. Refika savaşından yılmış bir hal içerisinde:

    Aptal adam” dedi, “Kara çalsan bana, sanki tabloyu satabilecek misin? Derdimi soruyorsun madem, Söyleyeyim derdimi. Neydi bu tablonun ismi?

    Ressam, tablodaki 40 yıllık refikasının yüzünü okuyordu:

    Refika’nın ‘İşte alt üst ettim seni, ben kazandım. Ayıbın için özür dilemeye başla, o zaman seni affederim’ diyen dudak kıvrımı.

    ‘O gün evi terk ettiğimde arkamdan gelseydin, şimdi ‘hayatta’ olacaktım, yanında olacaktım Bay Ressam. Başıma gelenlerin vebali senin.’ diye haykıran Refika’nın yan bakışı. O yüzün her mimiğinin seslerini bir tek Ressam duyuyordu.

    Hatırlıyorum Refika, hatırlıyorum merak etme sen! ‘Ressamın Sözü‘ sözdür, ama kendine dönüp bir bak bakalım. Sen sözünde durdun mu ki ben durayım? Hani ayrılmak yoktu Refika, hani asla beni bırakmazdın? Sen sözünden döndün, bense yıllarca tuttum sözümü. Sanıyorum ki içinden bana vefasız diyorsun. Bu durumda sen misin vefasız, ben miyim? Artık ödeştiğimizi düşünüyorum. Yıllar oldu canın ne zaman istese olmadık yerden çıkıveriyorsun. Hayatıma ansızın sızıyorsun. Vicdan azabı gibisin Refika. Yorgunum ve yaşlanıyorum. Geç kalınmış bir yas kapımda nöbet tutuyor. Rahat bırak da beni, artık vedalaşalım.”

    Resim sustu. Refika tablodaki ilk pozuna döndü. Elinde fırçası havada kaldı, duruma razı gibiydi. Ressam kalbine çöken dinginlikle kara boyalı fırçasını sakince tezgaha bıraktı. İçinde, çok derinlerde bir yerde uzun süre bu suskunlukla huzur bulacağına inandı.

    Bay Tacir, valizleriyle kapıda belirdi. Kısa bir hoş beşin ardından ‘Ressamın Sözü’ 1000 altına satıldı.

    -İtiraf edeyim Bay Ressam, daha iyi bir ödeme olur da bu eşsiz tabloyu başkasına satarsınız diye korkmuştum.

    Ressam, gecikmiş bir vedanın, özenle hazırlanmış paketini, titrek ellerle Tacir’e uzattı.

    Söz sözdür bizde, söylemiştim.

    GÜL SUNU

    2024

     

    “RESSAMIN SÖZÜ” için 4 cevap

    1. Sibel Saçık Avatar

      Gül çok büyük zevkle okudum. Tebrik ederim çok güzel yazmışsın. Devamını bekliyorum.

      Liked by 1 kişi

    2. Gül Sunu Avatar

      Cok cok tesekkur ederim ☺️☺️

      Beğen

    3.  Avatar
      Anonim

      😍

      Liked by 1 kişi

    4. zanyhappily1802da153f Avatar
      zanyhappily1802da153f

      Ressamın sözü..yine okudum ve hala ilk günkü gibi etkileyici, nicelerine Gül Hanım😊

      Beğen

    (daha…)